•22 Jun 2009 •
1 Yorum
Elimden geldiğince sade almaya çalıştım pozu… Ne çevreyi de içine aldım, ne de altta yazan açık ismi aldım ki tam olarak neresi olduğunu kimse bilmesin. Evet, yandaki resimden bahsediyorum. Resimede Dramatica ismini koydum…
Bu bir belediye tiyatrosu… Ülkemizde sergilenen, her an her yerde görebileceğiniz inanması güç oyunlardan birisi… Devletin koskoca bir belediyesi nasıl olurda böyle bir oyun sergiler aklım almıyor doğrusu…
Belediyenin ismini vermiyorum, kimliğini açıklamıyorum; nitekim beni kişisel olarak tanıyanlar hangi belediye olduğunu da çok iyi tahmin ederler. Ama gördüğünüz afişi, o haliyle asan belediyeye, onun belediye başkanına bizzat oy vermiş bir vatandaşım ben… Tamam, belediyemiz çok büyük işler başardı ve beni bu güne kadar hiç mahçup etmedi; ama şu anda ilki yaşattı. Bir belediye nasıl olurda böyle bir hata yapar?
Dramatica adlı belediye tiyatrosu oyununu dinlediniz. Lütfen bizden ayrılmayın…
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Babalarmızın Afişleri, Belediye Tiyatrosu, Devlet, Dramatica, Perde 1
•22 Jun 2009 •
1 Yorum
İnsanlar her zaman günlük yaşantılarında karşılaştıkları, yaşadıkları dertlerini, sıkıntılarını birileri ile paylaşmak istemişlerdir. Ruhun en derin yerlerinden gelen ve kimi zaman onu titreştiren bu ihtiyacın kaynağı nedir bilinmez; ama dert anlatmak bazı insanlar için diğerlerinden daha da kolaydır. Hele ki onları dinleyecek bir Güzin Abla bulduklarında…
Abla dediğimiz kimse de oturur ve dinler hiç bıkmaksızın, yorulmaksızın? Peki ya bu Güzin Abla‘nın hiç derdi, tasası yok mudur? Sevgilisi yok mudur onu terk eden? Peki ya bu ablanın sevgilisi olan kişi, ablamızın o güne kadar karşılaştığı en dertli kişi midir? Bu kadar çok dert dinlemekten hoşlanan birisi, bir dert dinleyici derdi olmayan birini istemeyeceği gibi dert konusunda bir beden küçük birini bile kabul etmez, edemez tahminime göre…
Peki ya bu kişi nasıl Güzin Abla olur? Nasıl hayatını dert dinlemeye adar? Dünyada milyonlarca Güzin Abla diye niteleyebileceğimiz Dert Dinleyici varken gerçek bir Dert Dinleyiciyi, gerçek bir Güzin Ablayı nasıl bulacağız? Onu nasıl sahte benzerlerinden ayırıp derdimizi anlatacağız?
Bir diğer konuda insandaki dert anlatımı sonrasında yaşanan rahatlamanın, alınan tavsiyeler eşliğinde iki kat fazla olması… Nasıl bir şeydir bu dert? Nasıl olurda bir insanda seviye seviye artmakta ve anlattıkça azalmaktadır?
Bir ve bir kaç bilinmeyenli denklem…
Not: Buradaki Güzin Abla mecazi kullanılmış, Güzin Abla denilerek Dert Dinleyici insanlar kastedilmiştir.
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Abla, Çok Bilinmeyenli Denklem, Dert, Dert Dinleyici, Güzin Abla, Ruh, Sevgili
•21 Jun 2009 •
3 Yorumlar
“Oysa bir ağaç için umut vardır,
Kesilse, yeniden sürgün verir,
Eksilmez filizleri.
Kökü yerde kocasa,
Kütüğü toprakta ölse bile,
Su kokusu alır almaz filizlenir,
Bir fidan gibi dal budak salar.
İnsan ise ölüp yok olur,
Son soluğunun ve her şey biter.
Suyu akıp giden göl
Ya da kuruyan ırmak nasıl çöle dönerse,
İnsan da öyle, yatar, bir daha kalkmaz,
Gökler yok oluncaya dek uyanmaz,
Uyandırılmaz.”
Eyüp 14 – Kutsal Kitap
Peki ya uyanabilseydi? Uyandırılabilseydi?
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Ölümsüzlük, Ölümsüzlük Pınarı, Eyüp 14, Kutsal Kitap, Sonsuz Yaşam, Ticaret, Ticari Kazanç, Uyanmak
•21 Jun 2009 •
4 Yorumlar
Geçenlerde arkadaşlarımdan biri ile gezinirken karşıdan gelen iri yarı, kaslı bir adam gördük ve arkadaşımın ilk tepkisi “Bu olsa olsa askerdir, komandodur,” oldu. Buna müteakiben nedendir bilinmez aynı adam bizim oralarda bolca karşımıza çıkmaya başladı. Arkadaşım adamı her gördüğünde bizde bir gülme krizi, bir alay konusu dolaşmaya başladı. Ben kendisi ile “Senin komando yine göründü,” diye dalga geçerken o da ağzından o anda ne olduğunu tam olarak bilmediğinden emin olduğum Fetiş kelimesini üretti ve buna komutanı, akabinde daha da komik gelen komando terimini üretti… Derken bizim kaslı elemanın takma adı Fetiş Komando oldu…
Gülünecek durum bu ya, adamı her gördüğümüzde Fetiş Komando diyerek birbirimizle dalga geçiyorduk. Bu gün izin günüm olması vesilesi ile fetişin tam anlamını bir araştırayım dedim ve araştırdım. Bir de ne göreyim? Asıl anlamı İlkel toplumlarda doğa üstü bir gücü ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesne, put, tapıncak olarak açılmışken yan anlamlarından birinde şöyle bir ifade vardı;
Tapınırcasına sevilen şey veya kimse…
Bu gün bir başka canım arkadaşım Hobonculus’un YIRTIK Sayfalar altında ki fetiş betimlemesi ile bir daha yüzüme vurulan terim beni zaten gün boyu güldürmüşken bu terimin bu günlerde neden bu kadar çok karşıma çıktığını da merak eder oldum.
Bu arada bu günlerde insanlarda bir kas yapma ve bunu sergileme hastalığı var ki sormayın… Sadece bu gün 5 adet kaslı kimse gördüm ki bunlardan birisi bayandı ve diğer dördünden çok daha fazla kaslıydı. İnanılmaz değil mi?
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Fetiş, Kas, Komando, İlkel
•21 Jun 2009 •
14 Yorumlar
Çok disiplinsiz bir kedi bu… Kendini yalayıp duruyor… Onu elime alıyorum, mıncırıyorum; halen yalamaya devam ediyor. Pist diyorum, dinlemiyor. Kediye kedi demeye bin şahit lazım. Tüyleri kabarık, günde beş fare yiyormuş gibi şişmiş… Ama bembeyaz, pamuk gibi…
Güzel görünümlü; ama benim kedi olduğuna bir türlü inanamadığım bir kedi… Ağzını açıp esnemesi, sanki dehşete düşmüş gibi miyavlaması; ara ara misafirleri tırmalaması ile disiplinsiz bir kedi.
Kedim yok. Bu kedi hayali bir kedi… Bir şeyleri simgeliyor; ama ben neyi olduğunu bilmiyorum. Beyaz tüylerinden gelen o disiplinsiz tavırları ile sanki bana bağrınıp çağrınıyormuş gibi miyavlaması, antika tavırları, üşengeçliğinin yanında o meşhur kendini yalaması… Hayallerden fırlayıp gelen, bana bir şeyler anlatmak isteyen bu kedi şimdi sadece mırr diyor, belki ilerde de konuşur…
Bir de şöyle bakmasa… Sanki çok kötü biriymişim gibi, bana doğrulttuğu gözlerinde ki bakışlar… Beni dehşete düşüren tavırlarını bile gölgeliyorlar.
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Beyaz Kedi, Disiplinsiz, Fare, Hayalet, Hayaller, Kedi, Kendini Yalayan Kedi
•21 Jun 2009 •
16 Yorumlar
Kendimi yolcu gibi hissediyorum. Hep bir yerlere yolculuk yapan; ama bir türlü son durağı bulamayan… Bıkmış bir yolcu… Bezmiş bir yolcu…
Elimde kalemim, üstten bastıkça çıt çıt diye ses çıkarıyor. Sürekli yazmak istiyor; ama yazacak herhangi bir şey bulamıyor. Sürekli çıtlıyor ve sürekli mavi mavi bana sırıtıyor… Bir gün biteceğini biliyor; ama yine de yazmak istiyor… Bir yolcunun elinde bekliyor benim çıtlayan kalemim…
Yolcu gibi hissediyorum. Kendimi silkeleyemiyorum; uyanamıyorum… Yaşıyorum; ama neden? Sadece yolculuk… Dünyada değil, farklı dünyalarda bu yolculuk…
Çıtlıyor kalemim, sürekli yazmak istiyor; ama bir türlü yazamıyor… O bile farkında olmadan mürekkebi bitiyor…
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Etiketler: Aydınlanma, Caz, Ego, Egoizm, Evrenin sonundaki dağ, Freud, Id, Kendini Yalayan Kedi, Kişilik, Kişiliksiz, Nirvana, On the Road, Ritim, Ruh, Ruhsal Yolculuk, Satori, Stargate, Super Ego, Tren Yolu, Yükselme, Yolcu, Zen
•21 Jun 2009 •
Yorum Yapın
Genel itibariyle Karalama Defterinin sayfalarının devamı olarak açılmış olan bir blogtur. İçerik zamanla şekillenecektir.
Karalama Defteri kategorisinde yayınlandı
Kalemlerimizden Dökülenler